AnasayfaTürk OcağıGenel Yazılar
TÜRK MİLLETİNE KARŞI YAPILAN HAİN DARBE GİRİŞİMİNİ TEL’İN EDİYORUZ
 
 
15 Temmuz  2016 gecesi, Türk milletinin iradesine sahip çıkmasıyla akamete uğratılan hain bir darbe girişiminde bulunulmuştur. Türk Ocakları Genel Merkezi olarak hadisenin başladığı saatlerde yapılan istişare sonucunda geceyarısı saat 24.00 sularında, “Türk Ocakları Genel Merkezi, her türlü darbeye karşı Türk milletinin ve demokrasinin yanındadır” şeklinde bir açıklama yaptık. 
 
Büyük Türk milletinin iradesine karşı yapılan bu alçakça girişim sırasında, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, millî iradenin tecelligâhı Türkiye Büyük Millet Meclisini defalarca bombalamak, halkın üzerine ateş açmak, Türk güvenlik kuvvetlerini karşı karşıya getirmek, başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere devlet büyüklerine suikast girişiminde bulunmak, Genelkurmay başkanını alıkoymak gibi utanç verici eylemlere imza atan hainler en ağır cezaya çarptırılmalıdır.
 
Bu hain girişim süresince meşruiyeti ve millî iradeyi savunan sivil-asker devlet büyükleri ve milletvekillerimiz örnek bir demokrasi sınavı vermişlerdir. Muvafık veya muhalif önde gelen televizyon kanallarının demokrasiye sahip çıkan yayınları her türlü takdirin üstünde olmuştur. Ordu içinde paralel bir yapılanmanın harekete geçirdiği darbecilere karşı meşruiyet çerçevesinde hareket eden Silahlı Kuvvetler mensupları ve Emniyet güçlerimiz millet iradesinin yanında yer almıştır. Bu hain girişimin başarısızlığa uğraması, bir bütün olarak büyük Türk milletinin kararlılığı ve demokrasiye sahip çıkmasıyla mümkün olmuştur. 
 
Bu olay, siyasî partilerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ve bütün devlet organları tarafından çok iyi ve etraflı bir şekilde masaya yatırılmalı ve bir daha benzer hadiselerin meydana gelmemesi için, millî birliğimiz ve devletimizin bekası açısından gerekli bütün tedbirler alınmalıdır.
 
Meydana gelen hadiseler sırasında hayatını kaybeden bütün şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Türk Ocaklılar ve aziz milletimizin fertleri demokrasi ve millî iradenin yanındadır ve yanında olmaya devam edecektir. 
 
Yaşasın Türk Milleti! Yaşasın Türk Devleti!
 
 
TÜRK OCAKLARI GENEL MERKEZİ

Türkiye’nin En Eski ve En Büyük Sivil Toplum Kuruluşu Türk Ocağı

Çağdaş ülkelerin hemen hepsinde, aynı amaca ulaşmak için bir araya gelmiş kişilerin kurup yönettiği ve varlığını sürdürdüğü kurumlar vardır. Çevresinde birleştiren bu amaçlar sosyal, bilimsel, mesleki, sporla ilgili vb. olabilir. Bunlar , devletlerinin çıkardığı yasalar çerçevesinde çalışır veya hizmet görürler. Temel özellikleri yönetici ve üyelerinin bu kuruluşlardaki çalışmalarından dolayı bir kazanç sağlamamaları, hizmetlerini gönüllü olarak yürütmeleridir. Bundan dolayı onları birer “gönüllüler kuruluşu” olarak nitelendirebiliriz.

Böyle kuruluşlara günümüzde “sivil toplum örgütleri” de deniliyor. Bu onların “gayrı resmi” olduklarını da gösterir. Dernek, vakıf, oda, kulüp gibi adlar taşıyan bu kurumlar bağımsız birer yapıya sahiptirler. Siyasetle uğraşmazlar, her hangi bir siyasi partinin güdümüne girmezler. Ancak, çalışma alanları ile ilgili konularda birbirleri ile veya resmi kuruluşlarla işbirliği edebilirler. Kısacası, bu tür kuruluşlar toplum hayatının vazgeçilmez unsurlarıdır.

Milletimiz, tarihinin derinliklerinden gelen ahilik ocakları, vakıflar gibi kurumlarla bu gönüllü kuruluşlarının en tipik örneklerini vermiştir. Bunların çağdaş dünyadakine benzer olanı ise, yurdumuzda Tanzimat’tan sonra görülmüş ve çoğalmıştır. Ama böyle kurumların bazıları uzun ömürlü olamıyor. Onlar ya kısa zamanda gerçekleşecek bir amaca ulaşmak için kurulduklarından o amaca ulaşınca dağılıyorlar, ya da yöneticilerinin ve üyelerinin ilgisi azaldığı veya ortadan kalktığı için varlıklarını yitiriyorlar. Onların, varlıklarını sürdürmekle birlikte, hiçbir etkinliği kalmamış olanları, varlıkları ile yoklukları arasında fark bulunmayanları da var. Bu açıdan baktığımızda, ülkemizi bir “gönüllü kuruluşları mezarlığı” olarak da nitelendirebiliriz.

Ama onların, varlıklarını yüz yıla yakındır, veya yüz yıldan fazla sürdürebilenleri de var. “Türk milletini sevmek ve yüceltmek” olarak tanımlanan Türkçülük ülküsüne bağlı olanların kurup bu güne kadar yaşattığı “Türk Ocağı” bunun çarpıcı bir örneğidir.

Türk Ocağı resmen 25 Mart 1912′de kurulmuştur. Fakat onun kuruluşuna ilişkin çalışmalar 1911 yılında başlayıp gelişmiştir. Bu bakımdan onu 90 yıllık bir “gönüllüler kurumu” olarak niteleyebiliriz.

Türk Ocağı’nın kuruluşu da öteki derneklerden farklı olmuştur. O üç-beş kişinin bir araya gelerek oluşturduğu sıradan bir kuruluş değildir. Bir gençlik girişimin somutlaştırdığı bir oluşumdur.

Bilindiği gibi, Tanzimat Fermanının ilanından sonra Osmanlı ülkesinde baş gösteren ayrılıkçı düşünceler, 1908′de ikinci Meşrutiyetin ilanı ile birlikte rahatsız edici kıpırdanışlar ve davranışlar halini almıştı. Devlet içindeki etnik ayrılıkçılar bir ayaklanmağa, devleti parçalamağa yönelmişlerdi. Bunların önüne geçmek için Osmanlıcılık ve İslamcılık gibi akımlar geliştirilip uygulamaya konulmuş, fakat bunların milli birliği ve ülke bütünlüğünü korumaya yetmeyeceği kısa zamanda anlaşılmıştı. İktidardaki İttihat ve Terakki Cemiyeti milliyetçi bir görüşü temsil etmekle birlikte ne siyasi istikrarı sağlayabiliyor, ne de ayrılıkçı faaliyetlerin önüne geçebiliyordu. Bu durum, ülkenin dertleri ile ilgilenen genç aydınları derinden üzüyor, onları ülke ve millet sorunlarına çareler aramağa yöneltiyordu.

Sorun ve dertlerin yalnızca aydınların bilmesi de yeterli değildi. Toplum katmanlarının ilgisini de çekmek gerekirdi. Fakat Osmanlı devletinin temelini oluşturan Türk toplumu milli kimliğinden habersiz yaşıyor, bundan dolayı ayrılıkçı davranış ve eylemlere gereken tepkiyi gösteremiyordu. Öyleyse ona kimliğini ve benliğini tanıtacak, milli duygularını canlandırıp harekete geçirecek çalışmalar yapılmalıydı. Bu da ancak milli bilinci güçlü, yurtsever aydınların çabaları ve çalışmaları ile mümkün olabilirdi. Böyle aydınların bir “gönüllüler kuruluşu”nun çatısı altında bir araya gelerek gönüllerini ve güçlerini birleştirmeleri, Türk toplumunu bilinçlendirmek için gerekli tedbirleri ve yöntemleri düşünmeleri, bunu gerçekleştirecek sistemli çalışmaları planlamaları, sonra da onları uygulamaya, hayata geçirmeleri gerekli idi.

Milliyetçi birçok aydının kafasını durmadan meşgul ettiği muhakkak olan bu düşüncenin ilk önemli kıvılcımı zamanın Askeri Tıbbiye Mektebi’nde parladı. Bir yandan hekimlik öğrenimi görürken bir yandan da yurt ve millet sorunları ile ilgilenen 190 Askeri Tıbbiye öğrencisi, bu sorunların çözümü ile uğraşacak bir “gönüllüler kuruluşu” oluşturulmasına yönelik görüş alış verişini sağlamak için bir toplantı düzenleme girişiminde bulundu. 24 Mayıs 1911′de başta dönemin ünlü Türkçüleri olmak üzere, birçok tanınmış şair, edip, bilim ve düşünce adamına mektuplar yazdılar ve 21 kişilik de bir girişimciler kurulu oluşturdular.

Bu topluluğun Dr. Fuat Sabit (Ağacık) başkanlığındaki üyeleri ile ünlü Türkçülerden Mehmed Emin (Yurdakul), Akçuraoğlu Yusuf, M. Ali Tevfik (Yükselen), Emin Bülend (Serdaroğlu) ve Ağaoğlu Ahmed Beğlerin katıldığı bir toplantı yapıldı. Türkçülük düşüncesini yayacak ve yaşatacak bir derneğin kurulması ve adının da “Türk Ocağı” olması, 3 Temmuz 1911′de yapılan bu toplantıda kararlaştırıldı. Bu toplantının yapıldığı tarih, bu yüzden Türk Ocağı’nın “fiili” kuruluş tarihi de sayılır. Çünkü o toplantıda kuruluş işlemlerini gerçekleştirecek bir “geçici yönetim kurulu” seçilmiştir.

Yeni derneğin “Esas Nizamname”sinin ve çalışma programının hazırlanması oldukça zaman alır ve gerekli işlemler tamamlanarak Türk Ocağı’nın 25 Mart 1912′de faaliyete geçmesi sağlanmış olur. Derneğin kurucusu görünenler, Mehmed Emin (Yurdakul), Ahmed Ferit (Tek), Ağaoğlu Ahmet ve Askeri Tıbbiyelelileri temsilen Fuat Sabit (Ağacık) beylerdir. 1912′de yayımlanan Türk Ocağı Esas Nizamnamesi’ne göre, Ocağın amacı, “Akvam-ı İslamiyenin bir rükn-i mühimmi olan Türklerin milli terbiye ve ilmi, içtimai, iktisadi seviyelerinin terakki ve i’lasıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmak” idi. Dernek, amacını gerçekleştirmek için “Türk Ocağı adı ile kulüpler açarak dersler, konferanslar, müsamereler tertip, kitaplar ve risaleler neşir edecek, mektepler açmaya çalışacak”tı. Türk Ocağının amacına ulaşmağa çalışırken “sırf milli ve içtimai bir vaziyette” kalacağı belirtilmekte, “Asla siyaset ile uğraşmayacak ve hiçbir vakit siyasi fırkalara hadim bulunmayacaktır” denilmekte idi.

Türk Ocağı bir yandan İstanbul’daki merkezinde faaliyet gösterirken bir yandan da, başta İzmir’de olmak üzere, belli başlı şehirlerde şubeler açarak çalışmalarını yaymağa girişir. Şube sayısı 1916′da 25′e, 1919′da 35′e yükselir. Fakat o yıldan başlayarak, Sevr Anlaşması uyarınca Osmanlı yurdunu işgal etmeğe başlayan istilacı güçler, halkı onlara karşı koymaya özendiren, açık hava toplantıları (Fatih ve Sultanahmet mitingleri), vb. düzenleyerek halkın milli duygularını harekete geçirmeğe çalışan Türk Ocaklarını, başta İstanbul’daki merkezi olmak üzere, basmağa ve kapatmağa başlarlar. Bazı üst yöneticilerini Malta’ya sürerler. Zaten Ocağın genç üyelerinin çoğu, istilacılara karşı açılan kurtuluş mücadelesine katılmak üzere kurulan oluşumlara katılmaya başlarlar. Bu yüzden, Türk Ocağı çalışmaları, “Kurtuluş Savaşları” boyunca askıya alınır.

1922′de “Milli mücadele” zaferlerle sonuçlanınca Türk Ocağı’nın çalışmaları yeniden canlanır. Kapatılan şubeler yeniden açılır ve Mustafa Kemal Paşa’nın desteği ile bunlara bir çok yenileri katılır. Cumhuriyetin ilanından sonra başlatılan inkılapların başlıca destekçisi ve yayıcısı Türk Ocakları olur. Bu dönemde açılan Ocakların sayısı, 1928 yılı başında 141′e ulaşmıştır. Özellikle, bu dönemde Ankara’ya taşınmış olan Genel Merkez’de birçok bilimsel ve sosyal toplantılar, kültürel etkinlikler düzenlenirken çok sayıda da eser yayınlanır. Şubeler de kendi imkanları çerçevesine halk okulları, dispanserler, başka sosyal kuruluşlar kurarak topluma yararlı olmağa çalışırlar.

Bu arada Türk Ocağı’na Ankara’da bir Genel Merkez yapısı kazandırmak için çalışmalara başlanır. Arsası Vakıflar İdaresinden satın alınan yapının proje ve planları Türk Ocaklı Yüksek Mimar Hikmet Koyunlu tarafından hazırlanır ve yapım çalışmalarına başlanır. Koyunlu’nun gözetim ve denetiminde 1926′da başlatılan inşaat, 1928′de tamamlanır. Böylece Ankara’ya en görkemli ve güzel anıt yapılardan biri kazandırılmış olur. Bu yapıya ve donanımına, zamanın değerleri ile 600. 000 TL dolayında harcama yapılır. Önemli olan husus, bu anıt yapının , devletin maddi katkısı olmadan, sağlanan iç ve dış bağış ve yardımlarla inşa edilmiş olmasıdır.

1927 yılında toplanan Türk Ocakları Kurultayında, Türk Ocağı Yasası’nda değişiklik yapılarak Ocak, Cumhuriyet Halk Partisi ile ilişkilendirilmiştir. Bu değişikliğe göre, “Cumhuriyet, milliyet, muasır medeniyet ve halkçılık mefkurelerini takip eden Türk Ocağı, mefkureleri tahakkuk ettirmekte olan Cumhuriyet Halk Fırkası ile devlet siyasetinde beraber” olacaktı. Böylece, kuruluştaki “asla siyasetle uğraşmama” ilkesinden sapılmış, bir ucundan siyasete bulaşmış oluyordu.

Fakat Türk Ocağının böylece CHP ile ilişkili duruma getirilmesi zamanın tek parti iktidarının siyasetçilerini tatmin etmez. Onlar Türk Ocağının yüzde yüz bir teslimiyetçilik içinde olmasını istemektedirler. Buna karşılık Ocak şubelerinde CHP’nin hoşuna gitmeyebilecek görüş ve etkinlikler görülebilmektedir. Özellikle de Türk Ocaklarının Türkiye dışındaki Türklere yönelik düşünce ve etkinlikleri, bunların yaşadığı ülkelere egemen olan devletlerle olan siyasi ilişkiler dolayısıyla, üst yönetim yetkililerince hoş karşılanmamaktadır.

Bu durum Türk Ocağı’nın kapatılması yolunu açmış olur. Ocağın 10 Nisan 1931 günü yapılan son (olağanüstü) kurultayında, derneğin 264 şubesi ile birlikte tüzel kişiliğini feshetmesine karar verilir. Bu, şube temsilciliklerine CHP milletvekillerinin seçtirilmesi sonucu kolaylıkla elde edilmiş bir karardır. Bu kararla Türk Ocağı’nın görkemli Genel Merkez yapısı, yurt alanına yayılmış 141 parça mülkü, bütün nakdi varlıkları Cumhuriyet Halk Partisine devredilmiş, Ocağın 32.000 üyesi açıkta bırakılmıştır. Böylece Türk Ocağı’nın varlığı, geçici olarak sona erdirilmiş olur.

Türk Ocağı’nın 1931′deki kapatılma sebebi çok merak edilen bir husustur. Sayın Prof. Dr. Ercüment Kuran’dan, sohbetleri sırasında birkaç kez dinlediğimiz, onun da rahmetli Abdülkadir İnan’dan dinlediği bir olay, bu sebebi sezdirecek niteliktedir: Türk Ocağı’nın kapatıldığı günlerden birinde Çankaya sofrasında Abdülkadir Hoca, masanın bir kenarında sessiz ve çok üzgün bir durumda oturmaktadır. Toplantı sona ereceği sıralarda Atatürk önündeki bardağa çatalıyla vurup sessizliği bozar ve ona dönerek, “Abdülkadir, der, ne kadar üzgün olduğunu görüyorum. Ben de senin kadar üzgünüm. Ama ben Türkiye’nin cumhurbaşkanıyım. Bazen hiç istemediğim uygulamaları yapmak veya yapanlara izin vermek durumunda olabilirim”. Son ana kadar Türk Ocağı’na büyük destek veren, sık sık Ocağa kişisel bağışlarda bulunan, gittiği yerlerde varsa Türk Ocağı şubesini mutlaka ziyaret eden ve en önemli demeçlerini oralarda veren Atatürk’ün siyasi bir zorunluluk olmadan Türk Ocaklarının kapatılmasına izin vermesi söz konusu olamazdı. Bu konuşmaya dayanarak,Sovyetler Birliği’nden gelen ciddi baskılarla Türk Ocağı’nın milletlerarası bir denge politikasına kurban gittiğini düşünebiliriz. Öte yandan, aydın bir kitleye dayanan ve şube sayısı hızla artmakta olan bir derneğin siyasi bir yapıya dönüşmesi halinde CHP’de yapabileceği yıkımı düşünen hızlı particilerin Atatürk’e kadar iletilen kaygıları da kapatılışta etken olmuş sayılabilir.

İkinci Kuruluş

Türk Ocaklarının günümüze kadar gelen ikinci varlık dönemi, 18 yıllık bir aradan sonra, 1949 yılında başlamıştır. 1931 yılındaki kapatılış sırasında Ocağın üst yöneticileri olan Hamdullah Suphi Tanrıöver, Dr. Hasan Ferit Cansever, Burhanettin Develioğlu, Ahmet Mazhar Akifoğlu, Dr. Fethi Erden, Ragıp Nurettin Ege, Tevfik Noyan, Cevat Mustafa Emecan ve Cemil Behçet’in kurucu olarak gösterildiği bir Türk Ocakları Yasası ile, Türk Ocağının 10 Mayıs 1949′da, İstanbul’da yeniden açılması sağlanmıştır.

Türk Ocağı, bu ikinci kuruluşunun ilk yıllarında gözle görünür etkinlikler gösterememiştir. Hatta çalışmaları uzun süre İstanbul, Tekirdağ ve Karadeniz Ereğlisi’nden ibaret şubelerle sınırlı ve oldukça sönük kaldı. Çünkü Ocağın yeniden kurulduğu o sıralarda milliyetçi gençler, yurdun her yerinde kurdukları kendi derneklerini başarıya ulaştırmak için çalışıyorlardı. İstanbul ve Ankara’da kurulu beş dernekle aralarında önce “Milliyetçiler Federasyonu”nu kurmuşlar, sonra da Türk Milliyetçiler Derneği adı altında tek kuruluş durumuna gelmişlerdi. O dernek, büyük bir atılımla, bir yıl içinde 50 şube kurarak ülkede etkili bir milliyetçilik rüzgarı estirmeğe başlamıştı. Bunlar, milliyetçi gençlerin, bir yaşlılar kulübü gibi gördükleri Türk Ocağı’na yönelmesini önlüyordu. Türk Ocağı’na yöneliş, gelişmesinden ürken iktidarın Türk Milliyetçiler Derneği’ni kapattırmasından ve Ankara’da dinamik bir şubenin kurulmasından sonra olabilirdi. O yıl Türk Ocağı’nın tarihi yapısı da intifa hakkı statüsünde Ocağa verilmiş, çalışmalar için zemin hazırlanmıştı.

1954 yılından başlayarak gençlerin desteği ile başarılı çalışmalar yapmağa başlayan Ocak, 1958′de Genel Merkez’in Ankara’ya nakledilmesi ile daha etkili çalışmalara yöneldi. Genel Merkezde kurulan Gençlik Kolu ile Sanat ve Edebiyat Kolu, Türk Ocağı çalışmalarını Ankara dışına taşıdılar. Fakat bu etkinlikler 27 Mayıs 1960 Askeri darbesi ile sarsıntıya uğradı. Ancak bu uzun sürmedi ve Ocak çalışmaları gelişerek sürdürüldü. 1968′de başlayıp 1980′e kadar gençler arasında yaşanan sağ-sol çatışmalarından Türk Ocağı da nasibini aldı. 1970 başlarında, intifa hakkı ile kullandığı yapı Ocağın elinden alındı. Ocak çalışmaları için kira ile tutulmuş, sosyal etkinlikler için uygun olmayan apartman dairelerine sığınılmak mecburiyetinde kalındı.

Bütün ülkede siyasi, sosyal ve ekonomik sarsıntılara sebep olan 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile birlikte, ülkedeki bütün derneklerin faaliyetleri durdurulmuştu. Bu yüzden Türk Ocağı da çalışmalarına ancak 15 Nisan 1984′te yeniden başlayabilirdi. Bu üç yıl yedi ay süren mecburi duraklamadan sonra Ocak, Genel Başkan Prof. Dr. Orhan Düzgüneş’in ve arkadaşlarının çabaları ile çabuk toparlandı. Yeni atılımlarla ülkenin en aktif gönüllü kuruluşlarından biri durumuna girdi. Şubeler yeniden canlandırıldı ve bunlara yenileri eklendi. 1988′den itibaren Türk Yurdu dergisi de düzenli olarak yayınlanmağa başlandı.Ayın çalışma özverisi sonraki Genel Başkanlar olan Sadi Somuncuoğlu ve Nuri Güngür’ün başkanlığındaki yönetimlerce de gösterildi.

Bu son dönemde, büyük artış gösteren ve çalışmaları düzenli, başarılı etkinlerin çalışmaları yanında, Genel Merkezde, süreli, başarılı etkinlikler düzenlendi.

Türk Ocağı Genel Merkezi’nin başlattığı düzenli etkinliklerden biri, iki yılda bir ekim ayında düzenlenen “Milli Eğitim Sempozyum”mudur. Her biri şubelerle işbirliği yapılarak ayrı bir şehirde yapılan bu bilim toplantıları yapıldıkları şehrin eğitim ve kültür hayatına da katkı ve renk götürmektedir. Bu toplantılar, sonu çift rakamla biten yıllarda yapılıyor.

Genel Merkez’in iki yılda bir düzenleye geldiği bir başka bilimsel etkinlik, 1987 yılında başlatılan ve sonu tek rakamla biten yılların Mayıs aylarında gerçekleştirilen “Milliyetçilik ve Milliyetçilik Tarihi İlmi Kongresi”dir. Bu kongreler de, Üniversitelerle işbirliği yapılarak değişik şehirlerde gerçekleştiriliyor.

Türk Ocaklarının faaliyetlerini genişletmek, özellikle de Türk dünyası ile ilişkileri geliştirmek amacıyla kurulması kararlaştırılan “Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı” 1988 yılında resmilik kazandı. Böylelikle Türk Dünyası ülkelerinden gelip ülkemize eğitim gören yüz kadar öğrenciye her öğretim yılında burs ve bunların başarılı olanlarına her öğretim yılı sonunda ödül verilmesi sağlandı. Ayrıca son dört yıldır, her kurdan bayramında Kerkük ve Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinde, Kırım’da zulüm mağduru olarak çile çeken Türkler için, onların bulundukları yerlerde yüzlerce kurban kesilerek oraların yoksul insanlarına dağıtılması sağlanıyor. Vakfın gerçekleştirdiği ene önemli atılım ise, ilk ve orta öğretim sınıfları bulunan “Türk Yurdu” lisesini açmasıdır. Bu lise üç yıldır öğrenci yetiştiriyor.

Türk Ocağı Genel Merkezi, olağan kurultaylarında verilmek üzere, değişik alanlarda hizmeti görülen seçkin kişilere armağan verilmesi uygulaması 1987 yılında başlattı. Bu armağanların bir özelliği de her birinin Türk Ocakları’nın ve Türk Milliyetçiliğinin ünlü kişilerinin adını taşımasıdır. 1992 ve 1994 yıllarında verilen “Hamdullah Suphi Tanrıver- Türk Ocağı Kültür Armağanı”, “Dr. Hasan Ferit Cansever- Türk Ocağı Himet Armağanı”, “Ziya Gökalp- Türk Ocağı İlim Teşvik Armağanı” ve “Prof, Dr Osman Turan- Türk Ocağı Türklük Araştırmaları Armağanı”na, 1996′da “Nihal Atsız- Türk Ocağı Türk Dünyasına Hizmet Armağanı” da eklendi. 1992′den beri verilegelmekte olan “Türk Ocağı Şeref Armağanı”ın adı başına da, 1998′de “Galip Erdem”in adı eklendi.

Türk Ocağı’nın başlatıp sürdürdüğü çok önemli bir başka etkinlik de Türk dünyası devlet ve topluluklarından yüzlerce gencin bir araya gelip Türklüğün sorunlarını tartıştığı, ülkelerinin kültürel varlıklarını birbirine tanıttığı ve sağlam dostluk köprüleri kurduğu “Türk Dünyası Gençlik Günleri” adlı yıllık toplantılarıdır. Her yıl Türk Dünyasının ayrı bir ülkesinde düzenlenen bu etkinliği gerçekleştirme hizmetinin yükünü Türk Ocağı üstelemektedir.

Ocağın yüzün ağartan çalışmalardan bazılarını da Türk Ocağı Hanımlar İcra Heyeti yürütmektedir. Belli sosyal ve kültürel etkinlikleri yanında, Türk Ocaklı hanımlar, Türk Dünyasından gelmiş kız öğrencilere burs sağlamak, önemli konularda bilimsel toplantılar düzenlemekle yetinmeyip bir de Pınar adlı haber bülteni yayınlamaktadırlar. Şimdi ise, bir Türk Dünyası Hanımlar Konferansı düzenlemenin çalışması içindedirler.

Türk Ocağı Hars Heyeti’nin çalışmaları da son yıllarda verimlilik sürecine girmiş bulunuyor. Ocağın düzenleyeceği bilimsel etkinliklerin planlama ve ön hazırlıklarının yapılmasında, önemli yurt ve millet sorunlarına ilişkin Türk Ocağı görüşünün belirlenmesinde, gerektiğinde bu tür olaylara ilişkin bildirilerin hazırlanmasında Heyet, Genel Merkez Yönetimine danışmanlık ve yardım ediyor.

Bir yandan üyelerinin çabası ve bağışları ile sağlanan ve bağışlarla inşa ettirdiği tarihi Türk Ocağı binasını yeniden Ocak mülkiyetine kazandırmak için çabalar sürdürülürken, bir yandan “ek hizmet binası ” olarak adlandırılan yeni bir yapıya ihtiyaç duyan Türk Ocağı, bunu sağlamak için Milli Emlak’tan satın aldığı bir arsa üzerine, mimari, statik ve elektrik donanımı projelerini Ocaklı mimar ve mühendislerin hazırladığı bir projeye göre başlatılan yapım çalışmalarını kısa zamanda sonuçlandırdı ve iç donanımını da sağlayarak binayı 20 Temmuz 1997′de, Cumhurbaşkanının da katıldığı bir törenli hizmete açtı. Böylece çalışmaların, etkinliklere uygun olmayan kiralık yerlerden kurtulup, rahat çalışılabilen, modern bir hizmet yerine kavuşulmuştur. Tarihi yapının inşasında olduğu gibi, bu yapının inşasında da inşaat için gerekli olan para veya malzemeler ile iç donanım için alınan mobilyalar Türk Ocaklıların ve Türk Ocağı dostlarının yardım ve bağışları ile sağlanmıştır.

Türk Ocağı Genel Merkezi,50′den fazla şubesi ile olan ilişkilerini düzenli bir şekilde sürdürmekte, Genel Merkez Yönetim ve Denetleme kurullarının üyeleri yaz aylarında kendilerinde ayrılan şubeleri ziyaret ederek denetlemekte, güz aylarında ise yeni faaliyet dönemi çalışmaları hakkında bilgi ve görüş alış verişi yapmak üzere Genel Merkez yetkilileri ile bölgedeki şubelerin yetkililerinin katıldığı Bölge Toplantıları yapılmaktadır. Bu toplantılar yeni dönem çalışmaları için itici bir güç hizmeti görmektedir.

Prof. Dr. Necmeddin Sefercioğlu

(http://www.turkocagi.org.tr/index.php/tarih/tuerk-oca-tarihi/3091-tuerk-ocaklarnn-ksa-tarihcesi-)

TÜRK OCAKLARI DERNEĞİ TÜZÜĞÜ 

Türk Ocakları,  Bakanlar Kurulu’nun 15.05.1954 tarih ve 4/3055 sayılı kararı ile “Amme menfaatine hadim (Kamu Yararına Çalışır) cemiyet” olarak kabul edilmiştir.

KURULUŞ

Madde 1: Genel Merkezi Ankara’da olmak üzere “Türk Ocakları Derneği” adıyla bir dernek kurulmuştur. Türk Ocakları Derneğinin amblemi 1912’de kabul edilen ve tarihî nitelik kazanmış olan, cepheden görülen “Bozkurt” başıdır.
Merkez Yönetim Kurulu, imkân ve şartların elverdiği ölçüde, yurt içinde ve dışında şubeler açabilir. Derneğin siyasetle ilgisi yoktur.

DERNEĞİN ÜLKÜSÜ

Madde 2: Dernek, millî kültürün (hars), ahlâk ve fikir hayatının geliştirilmesi, millî birliğin kuvvetlendirilmesi,  toplum yapısının sağlamlaştırılması ve Türklüğün yüceltilmesi amacıyla kurulmuştur. Kısaca “Türk Milliyetçiliği” olarak da adlandırılan bu amaç, Derneğin “Millî Ülkü (mefkûre)” südür.

ÇALIŞMA ALANLARI

Madde 3: Dernek, amacını  gerçekleştirmek için, şu çalışmaları yapar :
a. Amacına uygun olarak sohbetler, seminerler, konferanslar ve çeşitli toplantılar düzenler, Millî ülkünün kuvvetlenmesine ve yayılmasına gayret eder, üyelerini millî fikir ve ülküler konusunda yetiştirir.
b. Millî ve mânevi değerler ile ilgili olarak toplumun bilinçlendirilmesine ve bu yolla birlik ve bütünlüğün pekiştirilmesine çalışır.
c. Tarihimizde, Milletimizin kaderine tesir etmiş olaylarla ilgili olarak toplantılar ve törenler düzenler. Milletimize hizmet etmiş Türk büyüklerini anar ve yeni nesillere tanıtmaya çalışır.
ç. İlim, fikir, kültür ve ülkü sahibi yetkili kimselerin idaresinde, temel konularda çalışma gurupları oluşturur. Varılan sonuçların hayata geçirilmesi için gayret eder.
d. Sporun her dalında amatör yarışmalar düzenler.
e. Türk edebiyatı, Türk dili, Türk musikisi, Türk tarihi, temsil sanatları ve millî oyunlarla ilgili çalışmalar yapar. Gençlerin bu alanlarda yetişmesi için kurslar açar.
f. Dergi, kitap, gazete vb. yayınlar yaparak; tiyatro, sanat toplulukları kurarak, internette web siteleri açıp elektronik mektup ve sohbet gibi değişik imkânlardan yararlanarak, konulu ve belgesel filmler ve diğer sanat eserleri hazırlatarak, özetle gelişen teknolojinin elverdiği yasal bütün yolları kullanarak millî ülküyü yayar.
g. Her kademede eğitim kurumları, okullar, yurtlar misafirhaneler ve işletmeler açabilir;
h. Millî ülküyü yaymak için ihtiyaç duyulan her konuda çeşitli yarışmalar düzenler. Başarılı öğrencilere burs verip armağanlar dağıtabilir,
ı. Türk dilinin korunması, gelişmesi ve yayılması için çalışmalar yapar; Türkler ve yabancılar için, başta Türkçe olmak üzere, Türk Lehçeleri ve yabancı dil kursları açar. Eğitim dilinin Türkçe olmasını benimser ve savunur.
i. Türk kültürünü, Türk dilini ve Türk sanatını yıkıcı cereyanlara karşı korumak maksadıyla çalışmalar yapar, ilgilileri uyarıcı projeler hazırlar ve kamu oyunu uyanık tutmaya çaba gösterir.
j. Türk Dünyası’nın bütünleşmesini hedef alan her türlü çalışmayı yapar.
k. Merkez Yönetim Kurulunun gerekli gördüğü alanlarda ödül ve armağanlar koyar ve bunları dağıtır.

DERNEKLİ OLMAK

Madde 4: Derneğe üye olmak için aşağıda sayılan niteliklere sahip olmak gerekir:
a. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve 18 yaşını bitirmiş olmak; kanunun gerektirdiği diğer şartları taşımak.
b. Çevresinde iyi şöhret yapmış, haysiyet kırıcı bir suç işlememiş olmak,
c. Türk Milliyetçiliği ülküsüne bağlı olmak,
ç. Derneklinin, derneği mukaddes sayan bir iman ve ahlâk anlayışı ile çalışan kimse olduğuna inanmak; bu hüviyeti ile dernek dâvâsı ve bilincine ve diğer Türk Ocaklılara sevgi ve saygı ile bağlı olmak,
d. Derneğin şerefine, Türk Ocaklılar arasında birliğin korunmasına özen göstermek, bu bağlılığın, millî terbiye ve geleneklerin ülkümüzün gereği olduğuna, dernekten herhangi bir menfaat beklemeksizin çalışmanın asıl olduğuna inanmak,
Derneğin Merkezi ve Şubeleri, bu niteliklerin korunması ve yükseltilmesi ile görevlidir.

ÜYELİĞE BAŞVURMA 

Madde 5:
 İstekli, üye olabilmek için derneğin ülkü ve programına inandığına ve 4. maddedeki niteliklerin bulunduğunu belirterek yazılı şekilde müracaat eder; adayın nitelikleri en az altı aydan beri dernek üyesi olan iki kişi tarafından doğrulanır. Şube Yönetim Kurulunca uygun görülmesi halinde istekli dernekli hüviyetini kazanır. Başvuru sahibine bir ay içinde cevap verilmediği ve isteği reddedildiği takdirde. Genel Kurula itiraz hakları vardır. Genel Kurulun verdiği kararlar kesindir.
Türk Ocakları Genel Merkezi üye kaydetmez. Kuruluş halindeki şubelerde üyelik işlemleri, Kurucu Yönetim Kurulu tarafından yürütülür.

ÜYELİK AİDATI  

Madde 6:
 Her üye üyeliğin başlangıcında giriş aidatı ve her sene, yıllık  aidat öder. Bu miktarlar Şube Genel Kurul  toplantılarında belirlenir.

ESKİ ÜYELERİN YENİDEN KAYITLARI

Madde 7:
 Kabul edilebilir bir sebepten ayrılanlar dışında, istifa eden veya aidatını yapılan uyarılara rağmen iki yıl üst üste ödemediği gerekçesiyle üyelikten çıkarılanlar dışında  bir nedenle ihraç edilen üye derneğe tekrar üye kaydedilmez. Ancak bu durumda olanların Genel Kurul’a başvurma hakları saklıdır

ŞEREF
 ÜYELİĞİ

Madde 8:
 Millî ülküye veya Türk Ocakları Derneğine maddî-mânevî büyük hizmetler yapmış olanların resimleri, Merkez Yönetim Kurulu kararı ile “Şeref Salonu”na asılır; kendilerine veya vârislerine de bir “Şeref Beratı” verilebilir. Türk Ocakları Derneğine ve Türklüğe hizmet eden vatandaşlarla, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu olmayanlara da Merkez Yönetim Kurulu kararıyla şeref üyeliği verilebilir. Şeref üyeliği, dernek üyeliği hak ve görevlerine yol açmaz. 

ÜYELİĞİN SONA ERMESİ  

Madde 9: 
Üyeliğin sona ermesi aşağıdaki şartlarda gerçekleşir:

  1. Üyelik için kanunda ve tüzükte aranılan niteliklerin kaybedilmesi ile kendiliğinden;
  2. Her üye yazılı olarak bildirmek suretiyle dernekten çıkabilir. Dilekçe Yönetim kuruluna ulaştığı anda çıkma işlemi tamamlanmış olur. Üyelikten ayrılma üyenin derneğe olan borçlarını sona erdirmez.
  3. Çıkarılma ile: Dernek üyeliğinden çıkarılma sebepleri aşağıdadır:

 
1. Dernek ülküsüne ve programına aykırı hareketlerde bulunulması ve dördüncü maddedeki niteliklerin kaybedilmesi;
2. Derneğin kişisel çıkar ve siyasete âlet edilmesi,
3. Dernek dışında, Türk Ocakları Derneği ve organları aleyhine propaganda yapılması, hakarette bulunulup karalamaya başvurulması,
4. Türk Ocakları Derneğinin birliği ve Dernek üyelerinin aleyhinde yorum ve yayında bulunulması,
5. Derneğin itibarına ve menfaatlerine aykırı davranışlara girişilmesi,
6. Üye âidatını, yapılan uyarıya rağmen iki yıl üstüste ödememesi,
7. İkâmetini bulunduğu şehirden başka bir şehre götürmesi.
8. Verilen görevleri yapmaması, dernek faaliyetlerine ilgisiz kalması.
Üyelikten çıkarılması gerektiği yolunda bilgi bulunan üyenin savunması alınarak hakkında, Şube Yönetim Kurulunca soruşturma yapılır. Yapılan soruşturma sonunda, Şube Yönetim Kurulu ilgiliye daimî olarak üyelikten çıkarma cezası verdiği takdirde durumu şube kütüğüne kaydeder.İlgilinin şube Genel Kurulunda itiraz hakkı vardır.

DERNEĞİN ORGANLARI

Madde 10: 
Türk Ocakları Derneği, Merkezî ve Yerel olmak üzere iki türlü teşkilâta sahiptir. Merkez Organları: Genel Kurul, Merkez Yönetim Kurulu, Merkez Denetleme Kurulundan oluşur. Şube Organları: Şube Genel Kurulu,  Şube Yönetim Kurulu ve Denetleme Kuruludur.
Bu organların dışında, Genel Merkez ve Şubelerde duyulacak ihtiyaca göre devamlı veya geçici olarak başka kurullar ve komiteler de kurulabilir. Bunların görev, yetki ve sorumlulukları yönerge ile belirlenir.

MERKEZ GENEL KURULU   

Madde 11:
 
A.Toplanma şekli zamanı ve yeri:
Merkez Genel Kurulu, derneğin en yetkili karar organıdır. Derneğe kayıtlı ve dernek tüzüğüne göre genel kurul toplantısına katılma hakkı bulunan üye veya delegelerden oluşur. İki yılda bir Nisan ayında Yönetim Kurulunun çağrısıyla dernek merkezinin bulunduğu ilde olağan olarak toplanır.
Bunun dışında, Merkez Yönetim veya Denetim Kurulunun gerekli gördüğü hallerde yahut genel kurul delegelerinin en az beşte birinin yazılı isteği üzerine   dernek merkezinin bulunduğu ilde Yönetim Kurulunca olağanüstü toplanır ve toplantıya çağıranların belirlediği gündemi görüşür.

B.Çağrı usulü: 
Merkez Yönetim Kurulu,dernek tüzüğüne göre genel kurula katılma hakkı bulunan üye ve delegelerin listesini düzenler. Genel  kurula katılma hakkı bulunan üye ve delegeler, en az onbeş gün önceden, günü, saati, yeri ve gündemi  bir gazetede ilân edilmek veya yazılı ya da elektronik posta ile bildirilmek suretiyle toplantıya çağrılır. Bu çağrıda, çoğunluk sağlanamaması sebebiyle toplantı yapılamazsa, ikinci toplantının hangi gün , saat ve yerde yapılacağı da belirtilir. İlk Toplantı ile ikinci toplantı arasındaki süre yedi günden az, altmış günden fazla olamaz. Toplantı çoğunluk sağlanamaması dışında  başka bir sebeple geri bırakılırsa,  bu durum geri bırakılma sebepleri de belirtilmek suretiyle aynı çağrı usulüne uygun olarak delegelere duyurulur. İkinci toplantının, geri bırakma tarihinden itibaren engeç altı ay içinde yapılması zorunludur. Üye ve delegeler  ikinci toplantıya, ilk toplantı çağrılma esaslarına uyularak yeniden çağrılır. Genel kurul toplantısı bir defadan fazla geri bırakılamaz.

C.Toplantı Usûlü Toplantı Yeter Sayısı ve Karar Verme Usûlleri.
Genel kurula katılma hakkı bulunan delegelerin listesi toplantı yerinde hazır bulundurulur. Listeler kimlik kontrolü yapılarak adları karşısına imza ettirilir. Kimlik göstermeyen, listeyi imzalamayanlar ile genel kurula katılma hakkı bulunmayanlar toplantı salonuna alınmaz. Bu şahıslar ayrı bir bölümde genel kurul toplantısını izleyebilirler.
Toplantı yeter sayısı sağlanmışsa durum bir tutanakla tespit edilir. Toplantı Başkan veya görevlendireceği yönetim kurulu üyelerinden biri tarafından açılır.Toplantı yeter sayısı sağlanamaması halinde de yönetim kurulunca bir tutanak düzenlenir. Toplantı yeter sayısı sağlanmışsa açılışı müteakip, toplantıyı yönetmek üzere bir başkan yeteri kadar başkan vekili ile yazman seçilerek divan heyeti oluşturulur.
  Dernek organlarının seçimi için yapılacak oylamalarda, oy kullanan üyelerin divan heyetine kimliklerini göstermeleri ve huzurun listesindeki isimlerinin karşılarını imzalamaları zorunludur. Her üyenin bir oy hakkı olup, şahsen kullanmak zorundadır.
Toplantının yönetimi ve güvenliğinin sağlanması divan başkanına aittir. Genel kurul, gündemdeki konuların görüşülerek karara bağlanmasıyla sonuçlandırılır. Ancak, toplantıya katılan üyelerin en az onda birinin yazılı talebi ile gündeme madde ilave edilebilir. Toplantıda  görüşülen konular ve alınan kararlar bir tutanağa yazılır ve divan üyeleri tarafından imzalanır. Toplantı sonunda, tutanak ve diğer belgeler yönetim kurulu başkanına teslim edilir. Yönetim kurulu başkanı bu belgelerin korunmasından ve yeni seçilen yönetim kuruluna yedi gün içinde teslim etmekten sorumludur.
Genel kurul toplantısını izleyen otuz gün içinde, yönetim ve denetim kurulları ile diğer organlara seçilen asıl ve yedek üyeleri muhtevi Genel Kurul Sonuç Bildirimi ve ekleri yönetim kurulu başkanı tarafından mülki idare âmirliğine bildirilir.
Divan üyeleri tarafından imzalanmış genel kurul toplantı tutanağı örneği, Tüzük değişikliği yapılmışsa, tüzüğün değişen maddelerinin yeni ve eski şekli ile dernek tüzüğünün son şeklinin her sayfası yönetim kurulunca imzalanmış örneği mülki idare amirliğine bildirilir.
Genel kurul, genel kurula katılma hakkı bulunan dernek üyelerinin salt çoğunluğu ile, derneğin feshine veya tüzük değişikliğine karar verilebilmesi için ise üçte ikisinin katılımıyla toplanır. Çoğunluğun sağlanamaması sebebiyle toplantının ertelenmesi durumunda ikinci toplantıda çoğunluk aranmaz. Ancak bu toplantıya katılan üye sayısı yönetim ve denetim kurulları üye tam sayısının iki katından az olamaz.
Genel Kurulda alınacak kararlar toplantıda hazır bulunanların salt çoğunluğu ile alınır. Ancak tüzük değişikliği veya derneğin feshi kararlarında hazır bulunanların üçte ikisinin oy çoğunluğu aranır.

MERKEZ GENEL KURUL  DELEGELERİ

Madde 12: Merkez Genel Kurulu; Merkez Yönetim Kurulu, Merkez Denetleme Kurulu, Merkez Hars Heyeti, Merkez Danışma Kurulu, Merkez Sanat – Edebiyat Kurulu Üyelerinin tamamından, Hanımlar Kurulu üyelerinden ve şubelerden gönderilen delegelerden oluşur; her şube, üye sayısı elliye kadar iki, yüze kadar üç, bundan sonraki her ikiyüzelli üye için bir delege göndererek Genel Kurula katılır. Ancak, bu suretle gönderilen delege sayısı bir şube için yediyi geçemez. Yeni kurulmuş ve henüz kongresini yapmamış olan şubeler, Merkez Yönetim Kurulunun onayı ile Şube Kurucu Yönetim Kurulunca seçilmiş bir delege tarafından temsil edilebilir.

MERKEZ GENEL KURULUNUN GÖREVLERİ

Madde 13: Merkez Genel Kurulunun görevleri: 
a. Merkez Yönetim ve Denetleme Kurullarının raporlarını görüşmek ve karara bağlamak,
b. Merkez Yönetim ve Denetim Kurullarını seçmek,
c. Dernek Tüzüğünü değiştirmek, 
ç. Tahmini bütçeyi görüşmek, aynen veya değiştirerek kabul etmek,
d. Genel Kurul kararlarını uygulamak; dernek için gerekli  gayrimenkullerin  satın alınması, dernek gayrimenkullerinin  kiraya verilmesi, kiralanması, hibe edilmesi, hibe edilen gayrimenkullerin kabulü, özel ve tüzel kişilerle üst kullanım hakkı (İntifa) tesisi ve bunlarla ilgili tescil işlemlerinin yapılması hususunda Merkez Yönetim Kurulu’na yetki vermek.
e. Yurt içinde ve yurt dışında şube açmak ve gerekli görülen hallerde kapamak; yurt içinde ve dışında şube açılana kadar temsilci atamak ve gerekli görüldüğünde görevden almak;  başka dernek ve kuruluşlarla işbirliği yapmak ve bunlara  üye olmak  için Merkez Yönetim Kuruluna yetki vermek,
f. Gerekli gördüğü takdirde kanunun belirttiği usûl çerçevesinde Derneğin feshine karar vermek,
g. Şube yönetiminin,tüzüğün 3. Maddesindeki çalışma  alanlarına uygun faaliyet göstermediğini tespiti halinde şube yönetiminin görevden alınması ve yedek üyelerle yönetim kurulunun oluşturulması ve yeni şube yönetim kurulunun bir ay içerisinde Genel kurullarını yapmalarını sağlamak üzere Merkez yönetim kuruluna yetki vermek.
ğ. Mevzuat veya tüzükte belirtilen diğer görevleri yerine getirmek,

MERKEZ YÖNETİM KURULUNUN SEÇİMİ VE GÖREVLERİ :

Madde 14: Merkez Yönetim Kurulu asil ve yedek üyeleri ayrı ayrı listelerle Genel Kurulun oyuna sunulur. Seçimde en çok oy alan asil ve yedek üye listelerindeki on birer kişi asil üye ve yedek üye olarak tespit edilmiş olur. Kurul, üye tam sayısının ekseriyeti ile toplanır ve işbu tüzükte aksinin belirtilmediği hallerde kararlarını toplantıya katılanların ekseriyetinin oyu ile alır.          
                                                                                      
Kurulun görevleri şunlardır:
a.Seçilmesini takip eden ilk toplantısında, kendi üyeleri arasından, üye tam sayısının ekseriyetinin oyu ile, bir başkan, bir başkan yardımcısı, bir genel sekreter, bir genel muhasip ve iki genel sekreter yardımcısı seçerek iş bölümü yapar, bu heyete başkanlık divanı denir.
b. Dernek,Tüzüğü çerçevesinde ihtiyaç duyulacak olan konularda temel ilkeleri belirler, Türk Ocakları Derneğinin politikasını tespit ve tayin eder. Gerekli görmesi hâlinde bunları, şubelere ve tüzükte belirlenmiş bulunan  kurullara iletir. Şubeler ve kurullar iletilen bu esaslara uymak ve gereğini yerine getirmekle yükümlüdür.                                                                                                                                                       
c. Türk Ocakları Derneğini temsil eder ve borçlandırabilir. Kurul, bu yetkilerinin tamamını veya sınırlarını belirleyeceği bir kısmını Genel Başkana ya da kendi içinden atayacağı üyelere de kullandırabilir.
ç. İki yıl için görev yapmak üzere, Hars Heyeti, Danışma Kurulu, Hanımlar Kurulu,  Sanat - Edebiyat Kurulu  üyelerini seçer. Bunların görev, yetki ve sorumluluklarını  belirler. Seçtiği bu üyeleri gerekli hallerde  görevden alabilir ve yerlerine yeni atama yapabilir.
d. Yeni Şube kuruluşlarında mevzuatın aradığı şartlara uygun en az üç kişiye yetki vererek Şube Kurucu Yönetim Kurulunu oluşturur ve ilgili mevzuata uyarak yurt içinde veya dışında Genel Kurul kararıyla açılmasına karar verilen şubelerle ve temsilciliklerle ilgili işlemleri yürütür. Şube kuruluşuyla ve temsilcilik teşkili ile ilgili verilen yetki alınabilir veya değiştirilebilir.                                                                                                  
e. Genel Merkezin gelir ve gider hesaplarına ait işlemleri yapar ve gelecek döneme ait bütçeyi hazırlayarak Genel Kurula sunar.
f. Merkez ve şubelerin çalışmalarını düzenleyecek yönetmelikler hazırlayıp, duyurur.
g. Çalıştırılacak maaşlı-ücretli elemanları tayin eder veya işten çıkarır; çalıştırılacak yahut görevlendirilecek kimselere verilecek ödenekleri, ücret,  yolluk ve yevmiyeleri  belirler.
ğ. Şubelerin çalışmalarını denetler. Bu görevi Merkez Yönetim Kurulu üyeleri arasından, şube sorumlusu olarak görevlendirilen müfettişler marifetiyle yürütür. Bu denetimlerde özellikle dernek üyeleriyle ilgili hususları tüzük esaslarına göre inceler.
h. Genel Merkez ile şubeler arasındaki iletişimi arttırır, kültürel münasebetleri ve maddi, manevi yardımlaşmaları düzenler. 
ı. Merkez Yönetim Kurulu en az onbeş günde bir toplanır. Mazeretsiz olarak üstüste üç toplantıya veya yılda yedi toplantıya katılmayanın üyeliği ayrı bir karara gerek kalmadan düşer.
i. Merkez Hars Heyeti Başkanı, Denetleme Kurulu Başkanı, Danışma Kurulu Başkanı, Sanat – Edebiyat Kurulu ve Hanımlar Kurulu Başkanı veya görevlendirecekleri birer Kurul üyesi ile Merkez Yönetim Kurulunun toplantılarına gözlemci olarak katılabilirler ancak oy kullanamazlar; Merkez Yönetim Kurulu, gerekli gördüğü toplantıları bu gözlemci üyeleri almadan da yapabilir.

BAŞKANLIK DİVANI 

Madde 15: 
Merkez organlarının kararlarını bu kurul yerine getirir. Başkanın isteği üzerine toplanır. Başkan ve Başkanlık Divanı diğer üyelerinin görevden alınmaları ancak Merkez Yönetim Kurulu Üye tam sayısının dörtte üçünün oyu ile mümkündür.

GENEL BAŞKAN 

Madde 16:
 Genel Başkan, merkez ve şubelere ait bütün organların başıdır. Derneği temsil etmek ve dernek adına beyanda bulunmak yetkisi  kendisine aittir;
Merkez Yönetim Kurulu toplantılarını idare eder, kararlarını Başkanlık Divanı  ile birlikte yürütür, gerekli hallerde ilgili organları toplantıya çağırır.

GENEL BAŞKAN YARDIMCISI
 

Madde 17:
 Genel Başkan Yardımcısı, Genel Başkanın bulunmadığı veya Genel Başkanın gerekli gördüğü hallerde başkanın tüm yetkilerini kullanır. 

GENEL SEKRETER 


Madde 18:
 Genel Sekreter, Merkez Yönetim Kurulu gündemini tespit eder, kararları zapt ve imza altına alır, uygulanmalarını takip eder; Türk Ocakları Genel Merkezi ile şubeler ve muhtelif çalışma gurupları arasında uyumu sağlar, faaliyetlerin düzenli olması için gerekli   tedbirleri alır. Başkan veya yardımcısı bulunmadığı hallerde Merkez Yönetim Kurulu toplantılarına başkanlık yapar. Genel Sekreter, görevlerini yardımcıları arasında paylaştırabilir.

MERKEZ BÜROSU 

Madde 19:
 Genel Sekreter, merkez bürosu ve memurlarının idari yönden birinci âmiridir; büronun kendisiyle ilgili çalışmalarını, düzenler. 

GENEL MUHASİP 

Madde 20: 
Genel Muhasip, Derneğin hesaplarının usulüne uygun olarak tutulmasını temin eder. Bu görevlerin ifasında merkez büro personeli genel muhasip tarafından  görevlendirilir. Bu hizmetlerden dolayı bütün personel genel muhasibe karşı sorumludur. Gelir ve gider akışlarını Merkez Yönetim Kurulu kararları çerçevesinde takip eder; Merkez Yönetim Kurulunun uygun göreceği ikinci bir üye ile birlikte harcama evrakını imza eder. Kullanılacak avansların zamanında kapatılmasını ve kanunun belirlediğinden fazla kasa mevcudu tutulmamasını temin eder. Şubelerin mâli konulardaki problemlerinin çözümüne yardımcı olur.

ONURSAL BAŞKAN
 
Madde 21: Onursal Genel  Başkan en az beş yıl Türkocağı Genel Başkanlığı yapmış olan kişiler arasından Genel Kurul’un kabulü ile belirlenir. Onursal Genel Başkan Genel Kurul’un doğal delegesidir. Yönetim kurulu toplantılarına katılabilir, ancak oy hakkı yoktur.

MERKEZ HARS HEYETİ 

Madde 22: 
Merkez Hars Heyeti, isimleri Merkez Yönetim Kurulunca belirlenen üyelerden oluşur. Üye sayısı yirmibeşi geçemez.

Hars Heyetine üye olabilmek için millî kültür ve ülkü alanında şahsiyeti, yayınları ve diğer faaliyetleriyle  ile tanınmış olmak şarttır.
Hars Heyeti, bir Başkan, bir Başkan vekili ve bir raportör seçerek çalışmalarını düzenler, karar ve tekliflerini Merkez Yönetim Kuruluna veya gerekirse Yüce Divan’a götürür; Hars Heyeti, kendi Başkanı ve Genel Başkan’ın göstereceği lüzum üzerine toplanır; kararlarını toplantıda bulunanların ekseriyeti ile alır. Lüzumu halinde Yüce Divan’a katılacak üyelerini  seçer.

Hars Heyeti, Türk Ocakları Derneğinin ilim, fikir ve ülkü kaynağı olup, şubelerin çalışmalarına ve yayınlara rehberlik eder; kararları tavsiye niteliğinde olup, Merkez Yönetim Kurulu vasıtasıyla yürütür.
   
MERKEZ DENETLEME KURULUNUN OLUŞUMU, GÖREVLERİ VE YETKİLERİ

Madde 23:
Dernekte iç denetim esastır.Genel kurul,yönetim ve denetim kurulu tarafından iç denetim yaptırabileceği gibi,bağımsız denetim kuruluşuna da denetim yaptırabilir.Genel Kurul,yönetim Kurulu veya bağımsız denetim kurullarınca denetim yapılmış olması ,denetim kurulunun yükümlüğünü ortadan kaldırmaz.

  1. Genel Kurul tarafından seçilen Merkez Denetleme Kurulu üç asıl, üç yedek üyeden oluşur. Genel Kurulda asil ve yedek üyeler ayrı listelerle oya sunulur. Kurul kendi arasında bir başkan ve bir raportör seçer.
  2.  Derneğin tüzükte gösterilen amaç ve amacın gerçekleştirilmesi için yapılması  plânlanan çalışma konuları doğrultusunda faaliyet gösterilip gösterilmediğini, defter, hesap ve kayıtların mevzuata ve dernek tüzüğüne uygun olarak tutulup tutulmadığını, dernek tüzüğünde tespit edilen esas ve usûllere  göre 3 aylık aralıklarla denetler ve denetim sonuçlarını   bir rapor halinde   Merkez Yönetim Kurulu Başkanlığı’na verir. Dönem sonunda hazırlanacak rapor doğrudan Genel Kurul Başkanlığı’na sunulur.
  3. Denetleme Kurulu çalışma usûlünü kendisi tespit eder. Denetleme Kurulu başkan ve üyelerinden biri, davet üzerine yönetim kurulu toplantılarına katılarak görüş bildirir veya teklifte bulunabilir.
  4. Denetleme Kurulu üyelerinin  talebi halinde, her türlü bilgi, belge ve kayıtların, dernek yetkilileri tarafından gösterilmesi veya verilmesi, yönetim yerleri, müesseseler ve eklentilerine girme  isteğinin yerine getirilmesi zorunludur.
  5. Denetleme Kurulu, mevzuatta yapılması belirtilen diğer konulardaki görevleri de yapar, yetkileri kullanır.

DANIŞMA KURULU

Madde 24: Danışma Kurulu, Türk Milliyetçiliği fikrine , kültür ve düşünce hayatına hizmet eden şahıslardan teşekkül eder. Onbeş kişiden oluşan Danışma Kurulu üyeleri, Merkez Yönetim Kurulu tarafından, iki yıl için seçilir.  Gerekirse bu sayı 25’e kadar arttırılabilir.Danışma Kurulu  ayda bir defa toplanır. İlk toplantısında aralarından bir başkan,bir başkan yardımcısı ve bir raportör seçer.Türk Ocakları Genel Başkanı her zaman gündemini belirleyerek kurulu toplantıya çağırabilir. Danışma Kurulu,Türk Ocakları Derneğinin çalışmalarının daha verimli ve etkili yapılabilmesi hususunda görüş, düşünce ve tespitlerini Merkez Yönetim Kurulunun dikkatine sunar.

SANAT – EDEBİYAT KURULU

Madde 25: Sanat – Edebiyat Kurulu bu alanda temayüz eden eserleriyle sanat ve edebiyatımıza katkı sağlayan isimler arasından iki yıl için  seçilir. En fazla on beş kişiden oluşan kurul ilk toplantısında  aralarında  bir başkan bir başkan yardımcısı ve raportör seçer.  Sanat – Edebiyat Kurulu, ayda bir defa toplanır. Sanat – Edebiyat Kurulu bu alanda etkili çalışmaların yapılabilmesi için görüş, düşünce ve tekliflerini Merkez Yönetim Kuruluna sunar.

HANIMLAR KURULU

Madde 26: Hanımlar Kurulu, işbu tüzüğün ondört /ç maddesi gereğince iki yıllığına seçilen onbir hanımdan  oluşur, aralarından iki yıl görev yapmak üzere bir başkan, bir başkan yardımcısı ve bir raportör seçerler. Hanımlar Kurulu, Merkez Yönetim Kurulunun belirlediği alanlarda hizmet verir. Görüş, düşünce ve tekliflerini karara bağlanmak üzere Merkez Yönetim Kuruluna sunar.

Madde 27: Hars Heyeti, Danışma Kurulu, Hanımlar Kurulu, Sanat ve Edebiyat Kurulu üyelerinin istifası veya herhangi bir şekilde boşalması halinde yenisi, Merkez Yönetim Kurulunca seçilir.

YEREL TEŞKİLÂT

Madde 28: Derneğin yerelteşkilâtını illerde, ilçelerde, beldelerde veya yurt dışında kurulan Dernek şubeleri teşkil eder

ŞUBE GENEL KURULU

Madde 29: Şube Olağan Genel Kurulu iki yılda bir ve Merkez Genel Kurulundan en az iki ay önce olağan veya  Şube Yönetim  veya Denetleme Kurulunun gerekli gördüğü hallerde veya şube üyelerinin beşte birinin yazılı başvurusu üzerine olağanüstü toplanır. İlân edilen gün çoğunluk olmazsa, ikinci toplantı katılanların iştiraki ile yapılır. Başkanın açışından sonra kurulan Divan, müzakereleri idare eder.
Şube Genel Kurul toplantıları hakkında işbu tüzükte belirtilmemiş olan hususlar hakkında  Dernekler Kanunu ve Yönetmeliğin ilgili hükümleri uygulanır.
  
ŞUBE YÖNETİM KURULU, DENETİM KURULU ve MERKEZ GENEL KURUL DELEGELERİNİN SEÇİMİ:

Madde 30: Genel Kurulda:  Yönetim ve denetim kurullarının asil ve yedek üyeleri ile Merkez genel kurul delegeleri ayrı ayrı listelerde genel  kurulun oylarına sunulur. En çok oy alan listelerdeki yedişer kişi Şube Yönetim Kurulu asli  ve yedek üyeliğine; ile  üçer kişi denetleme kurulunun asli ve yedek üyeliğine; seçilir. Tüzüğün 12.maddesine göre sayısı belirlenen  Merkez Genel Kurulu delegelerini   seçer. 
                                      
ŞUBE YÖNETİM KURULUNUN GÖREVLERİ:

Madde 31: Şube Yönetim Kurulu, üye tam sayısının ekseriyeti ile toplanır ve işbu tüzükte aksinin belirtilmediği hallerde kararlarını toplantıya katılanların ekseriyetinin oyu ile alır.

Kurulun görevleri şunlardır :
a. Üye tam sayısının ekseriyeti ile  bir başkan, bir başkan yardımcısı, bir sekreter, bir muhasip seçmek suretiyle iş bölümü yapar. Seçilen bu üyeler görevden ancak kurulun üye tam sayısının dörtte üçünün  oyu ile alınabilir.
b. Şubeyi Yönetim Kurulu  borçlandırabilir. Kurul, bu yetkilerinin tamamını veya sınırlarını belirleyeceği bir kısmını  Başkana veya kendi içinden atayacağı üyelere de kullandırabilir.Şube Başkanı, yönetim kurulu kararlarını icra ve derneği temsil eder.
Başkan Yardımcısı, başkan olmadığı zamanlarda onun görevini yapar, başkana yardımcı olur. Sekreter, dernek işlemlerini idare ve kararlarını zapt eder.Muhasip mâli işleri yürütür. Şubeler, Merkez Yönetim Kurulunun belirlediği  esas ve ilkelerle bağdaşmayan çalışmalar üretemez ve işlemlerde bulunamaz.
c. Dört ve dokuzuncu maddeler çerçevesinde üyelikten çıkarma işlemleri Yönetim Kurulundan en az beş üyenin kabul oyuna  bağlıdır.
ç.  Şube Yönetim Kurulu, enaz onbeş günde bir toplanır; arka arkaya üç veya yılda yedi toplantıya mazeretsiz katılmayan üye vazifesinden ayrılmış sayılır, yerine yedek üye çağrılır. 
d. Şube Yönetim Kurulu, ihtiyaç duyduğu hallerde münasip gördüğü kimselerden  bir mahalli Hars Heyeti ve çeşitli konularda Çalışma Grupları oluşturabilir. İhtiyaç duyduğu elemanlarla iş sözleşmeleri veya istisna akitleri yapabilir.
e. Yeni kurulan şubelerin Kurucu Yönetim Kurulları altı ay içinde kongre yapmak zorundadırlar. Genel Kurulu bu süre içerisinde yapmayan şubeler fesih olur.

ŞUBE DENETLEME KURULU

Madde 32: Şube Denetleme Kurulu, Genel Kurul tarafından seçilen 3 asıl, 3 yedek üyeden oluşur. Tüzükte belirtilen tarzda denetim görevini   yerine getirir.

DERNEĞİN GELİRLERİ VE BORÇLANMADA USÛL

Madde 33: Derneğin  gelirleri şunlardır:
a.
 Üye aidatları,
b. Derneğe ait taşınır ve taşınmaz mallarla işletmelerin gelirleri,
c. Dernek yayınlarından sağlanan gelirler,
ç. Temsil, reklâm ve kira gelirleri,
d. Hazine ve kamu kuruluşlarınca yapılacak yardımlar,
e. Bağışlar,
f. Diğer gelirler.
Dernek amacını gerçekleştirmek ve faaliyetlerini yürütebilmek için ihtiyaç duyulması halinde yönetim kurulu kararı ile borçlanma yapabilir. Bu borçlanma kredili mal ve hizmet alımlarında olabileceği gibi, nakit olarak da yapılabilir. Ancak bu borçlanma, derneğin gelir kaynakları ile karşılanamayacak miktarlarda ve derneği ödeme güçlüğüne düşürecek nitelikte olamaz.

YASAL DEFTERLER

Madde 34:  Dernek, aşağıda yazılı defterleri tutar:
a. Üye Kayıt Defteri,
b. Karar Defteri,
c. Evrak  Kayıt  Defteri,
ç. İşletme Hesabı Defteri,
d. Demirbaş Defteri.
e. Alındı Belgesi Kayıt Defteri

GÖREV YASAĞI

Madde 35: Türk Ocakları Derneğinin Merkez Yönetim ve Denetim Kurullarında görevli  kimseler, aynı zamanda şube yönetim ve denetim kurullarında görev  alamazlar. Bu kurullara seçildikleri takdirde bunlardan birini tercihe ve bu durumu  Merkez Yönetim Kuruluna bildirmeye mecburdurlar; Aksi takdirde karar Merkez Yönetim Kuruluna  aittir.

YASAKLAR

Madde 36: Kurullarda görevli olanlar kendileri ya da ikinci dereceye kadar olan  akrabaları ile ilgili konuların görüşülmesine veya oylamasına katılamazlar.

KURULUŞ GÜNÜ

Madde 37: Türk Ocakları Derneğinin kuruluş günü olan 25 Mart’ta tüm Dernek birimleri  uygun şekilde bir kutlama töreni yaparlar.

TÜZÜKDE YER ALMAYAN KONULAR

Madde 38: Bu tüzükte düzenlenmemiş olan  hususlarda Medeni Kanun, Dernekler Kanunu ve diğer mevzuat hükümleri ile Dernek  töresi ve ülküsüne  hâkim prensipler geçerlidir.

KAPANMA HALİNDE MALLARIN DEVRİ

Madde 39: Türk Ocakları Derneği, Türk’ün ocağı olup sonsuza kadar yaşayacaktır. Bununla beraber öngörülmesi imkânsız bir sebeple kapanma tehlikesi baş gösterirse, Genel Başkan veya vekili derhal Olağanüstü Genel Kurulu toplayıp konuyu değerlendirecek ve devamı imkânsız olursa mallarını öncelikle Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfına veya gayesine uygun millî bir kuruma devredecektir.

KURUCULAR

Madde 40: Türk Ocakları Derneği, 1912’de kurulan Türk Ocaklarının devamı olarak aşağıda isimleri yazılı T.C. vatandaşları tarafından 1949’da yeniden canlandırılmıştır.    

Hamdullah Suphi Tanrıöver         Ragıp Nurettin Ege
(İstanbul Mebusu, Millî Eğitim  Bakanı)   (Eğitimci)
Hasan Ferit Cansever   Tevfik Noyan
(Doktor)   (Yönetici)
Burhanettin Develioğlu      Cevat Mustafa Emecan
(Tüccar)      (Yönetici)
Fethi Erden    Cemil Behçet
(Doktor)      (Tüccar)

İstiklal Mh.  Muhsin Yazıcıoğlu Blv. 54050 Serdivan

(File Market üstü)

Serdivan / SAKARYA

Tel : 05356687890

Eposta : Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Türk Ocağı’nın kuruluş çalışmaları 1911 yılında Askeri Tıbbiye öğrencileri arasında başlamıştır. Osmanlı Devleti bünyesindeki çeşitli milliyet mensuplarının varlıklarını korumak, geliştirmek ve kabil olursa bağımsızlıklarını elde etmek amacıyla yaptıkları faaliyetleri müşahede eden ve Türk varlığını bu gelişmeler karşısında tehlikede gören Tıbbıye’li öğrencilerin, aralarında yaptıkları toplantılardan sonra hazırladıkları beyanname, Türk Ocağı’nın kuruluş dayanağı olmuştur. “190 Tıbbıye’li Türk Evladı” adına kaleme alınan bu beyannamede “Türk kavminin hayatı inkıraz yaşadığı” belirtilir ve buna “selefleri gibi lakayt kalamayacakları” ifade edilir.

Beyannamenin yayınlanmasından sonra öğrenci temsilcileri dönemin önde gelen milliyetçi aydınlarıyla görüşmeler yaparlar ve bir milli teşkilatın kurulmasını teklif ederler. Ön görüşmeleri takiben 20 Haziran 1911 tarihinde Ahmet Ağaoğlu’nun evinde yapılan toplantıda bu amaçla bir derneğin kurulması uygun görülür ve Dr. Fuat Sabit’ın teklifiyle adının “Türk Ocağı” olması kararlaştırılır.

Aralarından seçilen geçici idare heyetinde, Mehmet Emin (Başkan), Dr. Fuat Sabit (Veznedar) olarak görev alırlar.

Fiili kuruluştan yaklaşık dokuz ay sonra, 25 Mart 1912 tarihinde gerekli hazırlıklar tamamlanarak resmi kuruluş gerçekleştirilir. İlk yönetim kurulu şu isimlerden oluşur: Ahmet Ferit Tek (Başkan), Yusuf Akçura (İkinci Başkan), Mehmet Ali Tevfik (Genel Sekreter), Fuat Sabit (Veznedar)

- Türk Ocağı’nın Cumhuriyet öncesi ve sonrası siyasal konumu nedir?

- Türk Ocağı’nın ilk nüvesini oluşturan 190 Tıbbıye’li öğrencinin beyannamelerinde kuruluşun siyasetle ilgisi şu şekilde belirtilmiştir. “her türlü fırka ihtilaflarının üstünde, her türlü siyasi dağdağaların haricinde yeni bir cereyan meydana getirilecek” ve böylece “sırf milli ve içtimai bir cemiyet lüzumu”na cevap verilecektir.

Türk Ocağı’nın ilk tüzüğünde de “Ocak zinhar siyasetle iştigal etmez” şeklinde kesin bir ilke yer almış ve “Ocak maksadını tahsile çalışırken sırf milli ve içtimai bir vaziyete kalacak, asla siyasetle uğraşmayacak ve hiçbir vakit siyasi fırkalara hadim olmayacaktır” denilmek suretiyle siyasi pozisyon açıkça ifade edilmiştir.

Türk Ocakları bu temel ilkelerini günümüze kadar titizlikler korumuş, siyasi partiler karşısında eşit mesafede olmaya, bu anlamda siyasi bir kimlik taşımamaya özen göstermiştir. Ancak Türk Ocakları’nın özellikle ilk döneminde, yani 1912-1920 yıllar arasında siyasi gelişmeler üzerinde etkili bir rol oynadığı ve hatta yer yer olayları yönlendirdiği görülür. Bunu Ocakların ilkelerinden sapma şeklinde değil, dönemin özel şartlarıyla izah edebiliriz.

Önce Balkan faciası ve hemen ardından başlayan Dünya Savaşı Milliyetçi bir politikayı mecburiyet haline getirmiştir. Siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda milliyetçi uygulamalar yapmak zorundaydık ve bunlarla ilgili projelerin üretildiği merkez ancak Türk Ocağı olabilirdi. Çünkü Ziya Göklp’ın da İstanbul’a gelerek Ocak çatısı altında yerini almasıyla, dönemin en seçkin aydınlarının toplandıkları, görüşüp, konuştukları yer Türk Ocağa , yazılarının yapın organı Türk Yurdu Dergisi olmuştur. Üstelik Ziya Beyin hem Türk Ocağı Yönetim Kurulu Üyesi, hem de İttihat ve Terakkinin Merkez Heyeti mensubudur. Böylece karizmatik kişiliği etkinliği ile Ziya Gökalp fırka ile Ocak arasında fiili bir bağ oluşturmuştur. Bununla beraber Türk Ocağı bu etkili pozisyonu siyasi bağlantı haline getirmemek hususunda büyük özen göstermiştir. Pek çok Ocak mensubu İttihatçı olmalarına rağmen Türk Ocağı’nın siyasetten bağımsız olma ilkesi sonuna kadar korunmuştur.

Büyük zaferin kazanılmasından sonra başlayan ikinci dönemde Mustafa Kemal Paşa, Türk Ocaklarının yeniden kurulmasını teşvik etmiştir. 1922-1931 yılları arasındaki bu dönemde Türk Ocakları’nın yurt çapında geniş bir teşkilat kurabilmesi için gerekli maddi imkanları sağlamış,her türlü yardımı yapmıştır. Bunun sonucu olarak 1931 yılında TÜRK Ocağı’nın şube adedi 276′yı bulmuştur.

Böylece Türk Ocağı en önemli yapısal değişmelerin yaşandığı 1922-1931 yılları arasında Yurdumuzda yegane sivil toplum teşkilatı olmak gibi bir özellik taşımıştır. Ancak hemen belirtmeliyiz ki, Ocak 1931 yılına kadar giderek Halk Fırkası’nın kontrolü altına girmiş ve bir başka ifadeyle Fırka’nın kültür şubesi haline gelmiştir. Bu yıllarda Türk Ocakları’nın siyasete etkinliğinden değil, tersine siyasetin ocak üzerindeki nüfuzundan söz edilebilir.

Türk Ocakları’nın yeniden açıldığı 1949 yılından günümüze kadar süregelen üçüncü dönem, iki bölümde mütalaa edebiliriz. 1949-1980 arasındaki ilik bölümde, Ocak sayısı şubelerden ibaret, lokalize bir çalışmak döneminin sora ermesi ve siyasi hayatın başlamasını takiben Türk Ocakları 1986′dan itibaren yeniden çalışmalarına başladı. Bu ikinci bölümde şubelerin üniversite muhitlerinde açılması suretiyle entelektüel bir zemin oluşturulması ve fikir çalışmalara yoğunluk verilmesi esası benimsendi. Böylece şu ana kadar 53 yerde Türk Ocağı Şubesi kuruldu. Bu bölümde Türkiye çapında gerçekleştirilen çalışmalarda siyasi partilerle ilgili kuruluş ilkelerini korunmasına ve bağımsız politik pozisyonun sürdürülmesine titizlikle devam edildi.

- Türk Ocağı kendini sağda görüyor mu?

- Sağ teriminin anlamı üzerinde tam bir mutabakat olmamakla beraber geleneksel değerler korumaya çalışan (buna milli ve manevi değerler de denebilir) muhafazakar bir tavır ve zihniyet şeklinde ifade etmek mümkündür. Ancak son dönemlerde Dünyada yaşanılan gelişmelerle paralel olarak sol ve sağ düşüncelerde köklü değişmelerin meydana geldiğini görüyoruz. Bu süreçte liberal demokratik değerlerin etkili hale gelmesinin önemli rolü olduğunu kabul etmeliyiz. Muhafazakarlığın yeni tanımlanmasında değişmeyen en önemli tarafı “devamlılık” ve “istikrar” ilkeleri yani Yahya Kemal”in “devamlılık içinde değişen bir hayat” Tanpınar”ın “tarihilik şuuru” olarak belirttikleri hal…

Böylece Batıda ve özellikle Amerika’da gelişen eni muhafazakarlık büyük ölçüde liberal bir muhafazakarlıktır. Bu sebeple bu zihniyeti taşıyanlar liberal-demokrat kurumlara sahip çıkarlar ve toplumsal ahlaki muhafazakarlıkla liberal demokratik kurumlardan doluşan bir sistemi savunurlar, dolayısıyla bireysel özgürlüklere büyük değer verirler.

Türkiye’de özellikle politik alanda yaşanan kavram kargaşasını ve bundan doğan yanlış çağrışımları, ifade yanlışlarını bir kenara bırakırsak bunların gerçek anlamlarının belirlediği tarif çerçevesinde, Türk Ocağı’nın “sağ” da olduğunu söyleye biliriz.

- Cumhuriyetin kuruluşunda Türk Ocakları’nın İşlevi nedir?

- Türkiye Cumhuriyeti yıkılan imparatorluğun yerine kurulan bir “milli-devlet”dir. Bu devletin kuruluşu İstiklal mücadelesinin zaferle sonuçlanmasından sonra resmen gerçekleşmişse de, kuruluşu hazırlayan sosyal, siyasal ve fikri faktörlerin çok daha eskilere uzandığını söyleye biliriz. Hatta Cumhuriyete, 19. yüzyıldan itibaren süregelen modernleşme çabasının devlet teşkilatında ve yönetim kurumlarında ortaya çıkardığı yenileşme ve değişme finali nazırıyla de bakmak da mümkündür.

Türk Ocakları, bu süreçte özellikle 20. yüzyıl başlarında yoğunlaşan “Millileşme” arzularının ve bunlara ilişkin eylemlerin teori ve fikir merkezi konumundadır. Birinci Cihan Savaşı’nın siyasi sonuçları, o zamana kadar imparatorluk geleneği çerçevesinde birlikte yaşanılan gayri Türk unsurların rahatsızlık hissetmemeleri mülahazasıyla çok dikkatli şekilde telaffuz edilen “Türk Milliyetçiliği”ni milli varlığı sürdürebilmenin yegane yolu olarak ön plana çıkarmıştı. Nitekim Mustafa Kemal’in yönetiminde yürütülen Milli Mücadelenin hazırlıkları, tanzim ve yönetimi bütün safhalarıyla milliyetçi görüş ve felsefe yönergesinde cereyan etmiştir.

Zaferi takiben milli devletin kurulması sürecini başlatan Mustafa Kemal’in ilham kaynağı da ayın fikir zeminidir. Göktürk’lerden beri ilk defa devlet, kendi vücut veren milletin adıyla “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak tarihe tescil edilmiştir. Dil , tarih, hukuk ve kurumsallaşma alanlarında yapılan yenileştirmelerini zihni hazırlıklarına bakıldığında bunlarla ilgili tespit ve tekliflerin hemen hepsinin yarım asırdan beri milliyetçi aydınlar tarafından gündeme getirildiği ve son yıllarda Türk Ocakları’nın çatısı altında bunların müzakere edildiği görülür.

Türkiye Cumhuriyeti’nin gerek kuruluş hazırlıklarında ve gerekse yeni rejimin resmen ilanından sonra Türk Ocakları’nın temsil ettiği Milliyetçilik düşüncesinin temel mesnedi oluşturduğu aşikardır.

- Türk-İslam tartışmalarında Türk Ocakları’nın dikkate aldığı ana kriterler neler olmuştur?

- Tamamlanmak üzere bulunduğumuz yüzyılın başlarında Devletin kurtarılmak için çareler arayan Osmanlı münevverinin, düşüncelerinin üç temel seçenek üzerinde yoğunlaştığını Yusuf Akçura’nın “üç tarz-ı siyaset” isimli makalesinde somut şekilde görürüz. Gelişen olaylar, ne İslamcılığın nede Osmancılığın kurtuluş çaresi olmadıklarını, bunların uygulanma kabiliyetlerini de kalmadığını ispatladı.

Milli devletin kurulması teorik münakaşaların da bitmesi anlamına gelir. Türk Ocakları bu dönemde, Ziya Gökalp’ın “İslam ümmeti” kavramı çerçevesinde aynı inancı taşıyan insanların teşkil ettiği inanç beraberliği anlamına gelen ve siyasi bir mahiyet taşımayan bir “ümmet”in mensubu olma izahını büyük ölüde benimsemiştir.

Günümüzde Türk ve İslam yahut milliyet ve din konuları üzerinde durulurken din, siyasi ve ideolojik bir anlam yüklemeye çalışmanın fevkalade yanlış ve hatta zararlı olduğu görüşündeyiz. Din kültürümüzün mihverini, mayasını manevi ruhi hayatımızın mesnedini oluşturur. Ona siyasi bir veçhe vermek suretiyle ideoloji haline dönüştürmeye çalışmak evrensel mahiyetinden uzaklaştırarak işlemez duruma getirmek, siyasi kavga ortamında kaçınılması mümkün olmayan ferdi hataların sorumlusu ve saiki kılmak olur. Bundan en büyük zararı inançlı insanlar yani dindarlar görür.

Bunun yanı sıra çağdaş demokratik anlayış ve uygulamalara aykırı bir şekilde, dini toplumsal hayatın dışına itmeye, kamusal alandan tamamen tasfiye etmeye yönelik davranışların ilmi ve vicdani izahı yapılamaz. İnancı kişinin içi dünyasına münhasır sayarak vicdanla sınırlı bir alan içine hapsetmenin geçerliliği de yoktur. Çünkü vicdanda olan her yerde var demektir ve bunu hegemonik üslupla bastırmak insanlık onurunu zedeleyen bir tavırdır, e.mette demokratik değildir.

Milliyetimizi tarifi anlamına gelen “Türk”lüğün, evrensel anlama sahip olan “İslam” ile yan yana getirilerek kıyas yahut telif konuları yapılmaya çalışılması sosyolojik açıdan çok yanlıştır. Bu sebeple “Türk İslam sentezi” şeklindeki ifadeleri maksadı aşan zorlamalar olarak görünüyor ve benimsemiyorum.

- Türk siyasal hayatında Türk Ocakları’ndan yetişmiş elitler var mıdır, bunların önemi nedir?

- Türk Ocakları çalışma tarzı bakımından bir “Milli Mektep” olma özelliğine sahiptir, programlarının çok önemli bölümünü milli şuur sahibi, milli kültürüne vakıf, şahsiyetli aydınların yetişmesini sağlayacak konular teşkil eder. Türk Ocağı’nın faal ve etkili olduğu dönemlerde daha da yoğunluk kazanan bu çalışmaların geniş ölçüde amacına ulaştığını söyleyebiliriz. Bu gün ülkemizde her alanda, siyasi ve bürokratik hayatımızda, üniversitelerimizde Türk Ocakları’nın alanda, siyasi ve bürokratik hayatımızda, üniversitelerimizde Türk Ocakları’nın fikri ve kültürel çalışmalarından etkilenmiş, milliyetçilik fikrini buralarda benimseyip öğrenmiş pek çok tanınmış şahsiyet mevcuttur. Ayrı siyasi merkezlerde bulunsalar bile, bu insanlar Türk Ocağı çatısı altında rahatlıkla bir araya gelebiliyorlar ve temel milli meselelerde müşterek davranış sağlayabiliyorlar.

Şahsi ve siyasi ayrılıkların toplum hayatında tehlikeli bölünmelere yol açtığı bir ortamda, milli mülahazaların ve görüşlerin birlik ve beraberlik vesilesi olabilmesi milletimizin geleceği açısından umut veren bir olaydır.

- Küreselleşme olgusu karşısında- Hakkında düşünceniz veya Türk Ocakları’nın konumu nedir?

- Küreselleşme çağımızın siyasi, sosyal ve ekonomik olaylara damgasını vuran en önemli olgusudur. Bazılarına göre gelişen bilimsel ve teknolojik şartlar sonucunda mekan kavramı gidererek silinecek, sınırlar büyük çapta ortadan kalkacak, böylece büyük bir köye dönüşmekte olan Dünyamızda kültürlerin milli özellikleri kaybolacaktır. Bu “usul-devlet”lerin sonunun geldiği anlamını taşımaktadır.

Biz bu hükümlerin ve tahminlerin gerçeği yansıtmadığı ve abartılı olduğu kanaatindeyiz. Küreselleşme şüphesiz toplumsal hayatın her alanının etkiliyor. Ancak bu durum milli kimliklerin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Tersine değişen şartlarla orantılı olarak gelişmiş toplumlarda özelliklerini koruma çabası giderek yoğunlaşıyor. En büyük sosyo-politik “entegrasyon” denemesi olan Avrupa Birliği ülkeleri, bir taraftan siyasi hudutların büyük çapta ortadan kaldırıp, para birliğine yönelirken, diğer taraftan başta ulusal dillerin olmak üzere kültürel kimlikleriyle ilgili meselelerde çok etkili tedbirler almak suretiyle bunların korunmasına çalışıyorlar. Küreselleşmenin ekonomik konularda meydana getirdiği sonuçlara mukabil siyasi ve kültürel meselelerde çok farklı tezahürler görüyoruz. Milli devlete ve ona vücut veren kültürel unsurlar, öyle anlaşılıyor ki gelecekte de varlıklarının sürdürecekler, ancak değişen teknolojik ve ekonomik şartlara paralel olarak farlıklı üslup ve görüntülerle ortaya çıkacaklardır.

Yeni gireceğimiz yüzyılda dünyayı “medeniyetler mücadelesi”nin başladığını öne süren düşünürler, Pasifik’te, Atlantik’te ve Avrasya’da ABD’ne rakip yeni siyasal merkezlerin oluşacağını tahmin eden siyaset bilimcileri, aslında “vatanım ruy-i zemin, milletim nev-i beşer” iddialarının geçersizliğini ilan ediyorlar.

- Asya Türk Cumhuriyetleri ve Türk toplulukları ile gelecek projeniz var mıdır?

- Türk Ocakları, Türk Dünyası’nın Türkiye’nin hudutlarıyla sınırlı olmadığı gerçeği ilke ortaya koyan camiadır. Uzun süre bir kısım aydınımızın ve politikacımızın kaba bir hayal nazarıyla ciddiye almadığı, hatta zararlı sayıp tepki gösterdiği bu görüşler, siyasi konjüktürün değişmesi konunda kimsenin inkarı mümkün olmayan sosyo-politik bir fenomen olarak ülke gündemindeki yerini aldı.

Türk Ocakları’nın Türk Dünyası ile ilgili çeşitli çalışmaları ve ileriye dönük projeleri mevcuttur. Bunların başında yurt dışında şube açabilmek için gerekli Bakanlar Kurulu kararının çıkartılması başvurumuz geliyor. Bazı engellemelerle gecikmiş olan bu girişimin müspet sonuçlanmasıyla, şartların uygun olduğu yerlerde Türk Ocağı şubeleri açarak buralarla kültürel irtibatların güçlenmesine çalışacağız. Halen dokuz yıldan beri Türk Dünyasının değişik bir yerinde bizim öncülüğümüz ve çabamızla gerçekleştirilen “Türk Dünyası Gençlik Günleri ve Kurultayı”nı daha etkili ve kapsamlı hale getirmeye, bunu görkemli bir gençlik kültür ve sanat şöleni şeklinde yapmaya hazırlanıyoruz.

Türk Dünyası aydınlarının birbirlerini daha yakından tanımalarını, bölgesel özellikleri sanat ve kültür eserlerini görüp öğrenmelerini sağlayacak çalışmaların çok önemli olduğunu biliyoruz. Bu amaçla çeşitli ziyaret programları hazırlamak, konferans ve toplantılar düzenlemek gerekmektedir. Bunun tahakkuku için bir kısım sivil toplum kuruluşlarıyla başlatılan işbirliği çabalarını geliştirilmesi ve bu hususta zaruri olan Devlet desteğinin sağlanabilmesi içi çalışmalara devam edeceğiz.

- Demokrasi kavramı hakkında düşünceniz?

- Özellikle son dönemlerde düşünce hayatında meydana gelen evrim ve yaşanılan büyük tecrübelerin sonucu olarak demokrasinin anlamı yatay planda alabildiğine genişledi; yönetim tarzı siyasi rejim çerçevesinin dışına çıktı. Çünkü temel hak ve hürriyetlerle çevrili olan, hukuken geçerli olduğu, mutlu ve huzurlu bir toplum hayatının sağlanabilmesi için sadece seçim mekanizmasının varlığının yeterli olmadığı anlaşıldı. Yönetilenlerin yönetenleri seçme imkanına sahip olması demokratik düzeni sağlamamaktadır. Başka bir ifadeyle, seçim olan her yerde demokrasinin bulunduğu öne sürülemez; halkın yönetime bir ölçüde katılması, başka şartlar mevcut değilse, elverişli ortam yoksa fazla bir anlam taşımaz.

Derler ki, demokrasi usulünün vaktiyle Haccac’a teklif ettiler. Haccac dedi ki “siz Ebu Zer olun, ben de size Ömer olayım”.

Geleneksel toplum yapımızda fert-devlet ilişkilerini ve bütün beşeri münasebetlerin nazımı olan “adalet” anlayışını yerine, sekiler mahiyetteki “demokrasi”yi ikame etmenin kolay olmadığını kabul etmeliyiz. Bunun için yeterli bir zamana, tecrübe ve alışkanlığına ihtiyaç vardır. Ancak bunun kadar önemli olan bir başka husus, bir kimlik problemi olarak demokrasinin zihni yapımızdaki ve kültürümüzdeki yeridir. Sosyal münasebetlerin her alanında uygulanma imkanı olan ve bu tarafıyla ahlaki nitelik kazanan demokratik davranış alışkanlığının zayıf olduğu toplumlarda, normatif şartlar ne kadar mükemmel olursa olsun demokratik düzenin kurulması mümkün değildir.

Türkiye’nin temel sıkıntısı yöneten-yönetilen arasında bulunması zaruri olan bağlantının ayni demokratik kurum ve kuralların isteyişinin kendilerini devletin hamisi ve toplumun vasisi sayan çevreler tarafından kesilmesidir; bu kanallardaki akış kesilince toplumun iradesinin, tercih ve isteklerini yönetime intikali büyük ölçüde aksamaktadır. Bu durumda egemenlik ulusa ait olduğu yolundaki aforizma anlamını kaybetmekte, başta seçimler olmak üzere demokratik ritüeller inandırıcılıktan uzak tiyatro oyununa dönüşmektedir.

Bu ortamda daha geniş demokratik düzen kurma iddiasıyla girişen çabalar, toplumun ihtiyacı olduğundan veya gerekliliğine inanıldığından dolayı değil, aralarında bulunmaya can attığımız Batıllıların cevap ihtiyacından kaynaklanmaktadır.

İnsanımıza hak ve hürriyetlerin vesayet makamlarını dilediği düzeyde ve atıfet olarak sunulmasını demokratik düzenin varlığı anlamına gelmeyeceği açıktır.

Türk Ocakları’nın bu günkü gençliğe bakışı nedir?

Milliyetlerin hayatında en hayati öneme sahip zümre gençliktir; çünkü istikbal demektir. Gençliğin iyi yetişmesi yani yeterli eğitim ve terbiye alması toplumun geleceğinin teminat altında bulunması anlamına gelir.

Küreselleşmenin kültür hayatındaki etkileri hesaba katıldığında, eğitim ve terbiyenin önemi daha da artmaktadır. Büyük teknolojik ve bilimsel hamleleri gerçekleştirebilen ve bilgi çağına ulaşan gelişmiş Batı’lı toplumların bu gün en önemli problemleri gençliğin yaşadığı bunalımdır. Maddi refahın zirvesinde olan bu toplumların gençleri arasında suç oranının artması, uyuşturucu alışkanlığının çığ gibi büyümesi, ölümcül hastalıkların yayılması ciddi kaygılar doğuruyor.

Bizim gençlerimizin milli kimliğinin şuuru içerisinde yetişmelerin zaruretine inanıyoruz. Çünkü kültürümüzün taşıyıcı dinamik kesimi gençliktir. Onların kültür değerlerini bilip benimseyerek, tarih şuuruna sahip şekilde yetişmelerini sağlamanın milli eğitimin temel işlevi olduğu kanaatindeyiz. Ancak ne Devlet olarak ne de üniversiteler çerçevesinde konunun öneminin idrak edilebildiğini ne yazık ki söyleyemeyiz. Türk Ocağı fikri ve kültürel çalışmalarında gençlere yetişme alanı sağlamayı başlıca görev saymakla beraber, mevcut imkanlarıyla amacına ulaşması mümkün değildir.

Öğretim kademelerin her birinde beceriksiz yöneticiler ve idraksız yetkililerin elinde heder edilen, imtihan sistemlerini kobayı haline getirilen ve küreselleşmenin yozlaştırıcı bombardımanları karşısında sahipsiz ve desteksiz bırakılan, adeta kaderine terkedilmiş bulunan gençliğimizin Allah yardımcısı olsun!!

(http://www.turkocagi.org.tr/index.php/tarih/kurucularmz)

Türk Ocakları Sakarya Şubesi

Adres : İstiklal Mh. Muhsin Yazıcıoğlu Blv. 54050 Serdivan (File Market Üstü)
Tel : 0535 668 78 90
Eposta :  Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 

 

YUKARI CIK